DAK, Abhaz mum ritüeli geleneğini tekrar canlandırıyor: aşeamaka iki yıldır üst üste, Mayıs ayında, Kafkas Savaşı Mağdurlarını anma gününde yakılıyor. Bu gelenek nedir, kökleri ve tarihi nedir? Kongre Bilgilendirme Portalı olarak bu konu hakkında ayrıntılı bir materyal hazırladık.

Said Bargancia

Modern yaşam, dijital teknolojiler, küreselleşme - tüm bunlar, çok kısa sürede atalarımızın onlar olmadan varlıklarını hayal bile edemeyecekleri, asırlık ulusal geleneklerin yerini hızla alıyor. Yine de bazı gelenekler, değişikliğe uğramış bir biçimde de olsa hala hayatta. Neyse ki Abhazya'da bu bilgiyi özenle koruyan ve yeni nesillere aktarmaya çalışan birçok insan var. Bunlar bilim adamları - yaşlıların anılarını titizlikle kaydeden ve daha sonra materyalleri kitaplarda toplayan ve ulusal zenginliğin korunması için umut veren tarihçiler ve etnograflar. Ana hedeflerinden biri dili ve gelenekleri korumak olan Dünya Abaza Kongresi, bunlardan biri hakkında uzmanlara sordu ve aldığı değerli bilgileri ayrıntılı olarak bu materyalde sizin için derledi. Konumuz aşeamaka mumu.

Akealantar, aokum, aşeamaka

Cenaze ve anma törenleri Abaza halkının ve genel olarak Kafkasya'nın dağ halklarının geleneklerinde ayrı bir yere sahiptir. Abhazlar çok eski zamanlardan beri ölülerin ruhlarına özel bir saygıyla davrandılar ve eski nesiller tarafından kendilerine aktarılan gerekli tüm ritüelleri doğru bir şekilde yerine getirdiler. Bu durum hala büyük ölçüde böyle devam etmekte. Abhazların cenaze törenlerinde ağaca benzer mumlara özel bir yer verilirdi. Bu mumların üç çeşidi vardır: Akealantar, aokum ve aşeamaka. Bunlar ritüel mumlarıdır. Oluşturulan üç boyutlu figür, tabanın etrafına farklı şekillerde uygulanan uzun mumlu iplerden yapılmaktadır. Tüm bu mumlar ölen kişinin anısına yakılırdı, ancak her kategorideki mevta için farklı tasarlanırdı.

Akealantar mumu – yalnızca, aile kurmaya yetişememiş, soyunu sürdürememiş ve dahası ailenin son halefi olan ölünün anısına yakılırdı. Örneğin, ailenin tek bir oğlu vardır ve soyunu yürütecek bir evladı olmadan vefat etmiştir, bu nedenle ailenin soyu onun ölümü ile sona ermiştir. Bu durumda yakılan akealantar mumu beş ila altı metre yüksekliğine ulaşmaktaydı. İçi süpürge çubukları ile örülür, en üst girintiye barut dökülürdü. Yandığında, mum "ateş ederdi", bu yüzden ya avluya ya da merhumun mezarının başına yerleştirilirdi.

Aokum mumu, cinsiyetti fark etmeksizin ölen herhangi bir kişinin anısına yakılırdı, ancak erkek ya da kadın olsun ölenin bekar olması şartıyla - ayrıca çocuğu olmayanlara yakılırdı. Ve alenin geride halefleri varsa Aokum yakılırdı. Örneğin, bir ailenin iki oğlu vardı, birinin ailesi ve çocukları vardı, diğerinin yoktu ve diğeri vefat etti. Ama gene de diğer kardeşinden soyu yürütecek halefiler kaldığı için aokum yakılırdı. Aokum mumu çok katlı yapılırdı, üst üste istiflenmiş dört parçadan oluşuyordu. Üst üste haç şeklinde dokunurdu.

Aşeamaka ise anıt mumlar arasında çok özel bir yere sahipti. Bizde tam olarak onun üzerinde daha ayrıntılı olarak duracağız.

KONULE ILE ILGILI FOTOĞRAFLAR >>

Kurban ve Aşeamaka. Kelimenin etimolojisi

Aşeamaka, ölen erkek veya kadının, ölümünün yıldönümünde veya Hristiyan ise ölümünün 40. gününde, Müslüman ise 52. gününde yakılırdı.

Aşeamaka farklı uzunluklarda olabilirdi. Bir aşeamaka yapmak için, tercihen sarı olmak üzere bir buçuk ila iki kilogram iyi kalitede balmumu gerekiyordu.

Unutulmamalıdır ki, her türlü cenaze mumu her zaman merhumun evinde ve hanesi tarafından yapılmamıştır. Mumlar, kural olarak, kadınlar tarafından hazırlanırdı, bu - ayrı evde yaşayan evli bir kız kardeş veya teyze olabilirdi. Aile mum yapmayı bilmiyorsa, yakınlarda bu konuda yardımcı olabilecek yetenekli ustalar her zaman vardı, ancak ölen kişinin yakın bir akrabasının mum yapımında kesinlikle yer alması gerekirdi.

DAK Yüksek Konsey üyesi, Dırmit Gulia Abhaz Beşeri Bilimler Araştırma Enstitüsü Müdürü Arda Aşüba, Abhaz geleneklerinde ritüel anıt mumları temasını araştırmış bir uzman. Eskiden bir kadının, ölen - yakın bir akrabası için aşeamaka yapma imkânı yoksa bunu bir utanç kaynağı, sevilen birine karşı yerine getirilememiş bir görev olarak gördüğünü söylerdi. Bu mumu yapmayı bilenler, bunun için asla para almazlardı. Aşeamaka mumu eskiden kurbanlık hayvanla birlikte getirilirdi. Ölen kişi erkekse boğa, kadınsa inek kurban edilirdi. Birçok geleneksel Abhaz ritüeline kurbanın eşlik ettiğini ve cenaze törenlerinin de bir istisna olmadığını anlamak önemlidir.

Arda Aşüba, “Bir kişinin keçi sayısı ne kadar çok olursa olsun, sadece bir koyun veya bir boğa (düve) kurban edilirdi. Ayrıca kuzuya aşeamaka düşmezdi. Ancak anma törenindeki boğa yasla donatılır, boynuzları mumla sarılarak ölenlere hediye olarak sunulurdu”, diye anlatıyor.

“Aşeamaka” kelimesinin Abazacadaki anlamı da “büyükbaş hayvan”dır zaten.

Yakın akrabalar kurbanlık hayvan getiremezlerse sadece mum getirirlerdi ve daha sonra bu muma aşeamaka adı verildi. Bu nedenle aşeamaka genellikle kurbanlık bir hayvanla eş tutulmuştur.

Bu konuyu inceleyen bir başka Abhaz bilim adamı, DAK Yüksek Konsey üyesi Cambul İncgia'ya göre, bu versiyon gerçeğe en yakın olanıdır. Aşeamaka kelimesinin kökeni ile ilgili iki versiyonu daha bizimle paylaştı. “Aşea” Abhazca (ашьа) kan anlamına gelmektedir, “amaka” (амаҟа) ise kemer anlamına gelmektedir. Bilindiği üzere bu mumu sadece ölen kişin yakınları yakabilmekteydi, yani “kan bağıyla bağlı olanlar”.

KONU ILE ILGILI VIDEOLAR >>

En son versiyon ise Abhaz geleneğine göre bir hayvanın kurban edilebilmesi için en az iki yaşında olması gerektiğidir. “Amaka” Abhazcadan “yaşlı” olarak da çevrilebilir, dolayısıyla aşeamaka kelimesi de buradan gelmektedir.

Aşeamaka nasıl hazırlanır

Aşeamaka mumunun hazırlığı ve kullanımına ilişkin çeşitli yorumlar günümüze kadar gelmiştir. Aşüba'ya göre mum yemek sırasında yanacak kadar olmalıydı. Daha önce sönerse, ölen kişinin "acele edildi", "yemeğin bitmesine izin verilmedi" diye ruhunun "üzüleceğine" inanılıyordu. Aşeamakanın yakılması sırasında yanında mum getiren aile yakını kadın, mum demetlerini açarak ateşin devam etmesini sağlardı. Uzmanın verdiği bilgiye göre, sonuna kadar yanmamış mum, kalan mum demetleri açılır ve anma töreninde hazır bulunanlara dağıtılırmış.

Aşeamaka geleneği, seçkin Abhaz bilim insanı Elena Malia tarafından da ayrıntılı olarak incelenmiştir."Abhazların anma törenlerinde mum ağacı" olarak adlandırdığı araştırması "Kafkasya: tarih, kültür, gelenek ve diller" kitabında yayınlandı. Malia, kendi araştırmasında, aşeamakanın gece yarısından neredeyse sabaha kadar yandığını yazıyor. Kalan mumların sadece erkeklere dağıtıldığını ev ihtiyaçları için kullanıldığını belirtiyor. Malia, araştırmasında, cenazeye katılanların bir düzineden fazla aşeamaka getirebileceğine dikkat çekiyor.

Mumun yapımı için özel bir teknik vardı.

Malia, “Mevcut balmumunun yarısı bir kazanda eritilirdi ve öz iki dakikalığına sıcak bir çözelti içine daldırılırdı, buna Abhazca “ачылара” (açılara) deniyordu. Mumlu ipleri çıkarırlar ve sonra iki kadın kordonları uçlarından tutarak farklı yönlere doğru çevirirlerdi. Üçüncü kişi kordonların üzerinden bir bez parçası geçirdi. Bu kordonları daha iri yapardı. Kordonların mumla eşit şekilde kaplaması için, kalan mum kullanılarak aynı işlem ikinci kez yapılırdı”, diye anlatmaya devam ediyor.

Aşeamaka, ayrıca hazırlanan ahşaptan yapılmış bir stant üzerine yerleştirilirdi. Ahşap stant üçayaktan oluşuyordu ve erkekler tarafından hazırlanıyordu. Ayrıca Elena Malia, mumu dokuma ayrıcalığına yaşlı ve "temiz" kadınların sahip olduğunu açıklıyor.

Bilim insanının anlattıklarına göre, aşeamakanın üst kısmının bezemesine özel dikkat gösterilirmiş. Üzerine kavis şeklinde bükülmüş ağaç dalları ya da “eller” (anapkua) adı verilen çapraz teller bağlanırmış. Daha sonra aşeamaka, acincihua (bir Abhaz tatlısı - üzüm suyundan yapılmış muhallebiye batırılan fındıkların bir ipe dizilip kurutulması ile elde edilir) veya tatlılarla süslenmeye başlanmış.

Merhumun anısına

Abhazlar, yıl boyunca merhumun ruhunun evde olduğuna ve onu terk etmediğine, ayrıca merhumun kıyafetlerinde "kaldığına" inanıyordu. Ölen kişinin kıyafetlerini sanki birinin üzerine giyilmiş gibi yatağa sermek gibi bir gelenek vardı. Bu gelenek, tam olarak, ölen kişinin ruhunun bir yıla kadar kişisel eşyalarında "yaşadığı" inancından kaynaklanmaktadır. Ölen kişi Hristiyan ise 40 gün boyunca her gün, Müslüman ise 52 gün boyunca ve daha sonra bir yıla kadar haftada bir kez, ailesi yemekli bir anma masası hazırlardı.

Masaya bir sandalye konur, odanın ön kapısı aralık bırakılırdı. Masaya yanaşan ev sahibi, sıradan küçük bir mum yakar, sandalyeyi ileri iter ve her yemekten biraz tadardı. Bir süre sonra mumu söndürürdü. Ölen kişinin ruhunun "yeterince yemesi" gerektiğine inanılıyordu. Abhazlar, eğer ruh doymazsa, "sevdiklerine zarar verebileceğini" düşünüyorlardı.

Ailede ölen kişi için masa hazırlanması kişinin ölümünden bir yıl sonra, "büyük" anma olarak adlandırılan törenlerden sonra biterdi. Özellikle bu törenin olabildiğince ihtişamlı ve ciddi bir şekilde hazırlanmasına çalışırlardı. Tüm akrabalar anma törenine gelir, özel hazırlanmış yemekler, meyveler, çeşitli tatlılar getirirlerdi. Yakın akrabaları kurbanlık hayvanları getirip aşeamakayı yakardı. Böylece, geleneksel Abhaz inançlarına göre, ölen kişinin ruhunun dünyevi yolu sona ererdi.

Büyüleyici bir manzara

Dünya Abaza Kongresi Yüksek Konsey üyesi ve Abhazya Cumhuriyeti Halk Sanatları Merkezi Müdürü Nuri Kuarçia, kurbanlık bir hayvan ve aşeamaka mumu ile yapılan böyle bir anmayı çok ilginç ve canlı bir şekilde tarif ediyor. Bu ayini hayatında sadece bir kez görmüş ve o zaman sadece 6 yaşından büyük olmamasına rağmen. Hayatının geri kalanında bu alışılmadık eylemi hiç unutmamış.

DAK YK Üyesi, “Tkuarçal'ın eteklerinde, Kuarçia soyunun kardeş yerleşiminde yaşıyorduk. Yedi kız kardeşi olan Nikolay Kuarçia da orada bir tepede yaşıyordu. O dönemler kız kardeşleri evliydiler ve Nikolay'ın yedi damadı vardı. Herkes tarafından saygı duyulan bir insandı. O öldüğünde, ailesi Abhaz geleneklerine uygun olarak onu son yolculuğunda uğurladılar”.

Nuri Kuarçia, anma arifesinde ailesinden Nikolay'ın kız kardeşinin, anısını onurlandırmak için geleceğini ve aşeamakayı onun getireceğini duyduğunu hatırlıyor. Küçük çocuk diğer çocuklarla birlikte aşeamakanın getirilmesini heyecanla bekliyordu. Nuri, aşeamakanın etrafındaki kargaşanın gelinin eve getirilmesi sırasındaki heyecana benzediğini hatırlıyor.

Nuri Kuarçia, “Aniden bahçede bir çığlık duyuldu - ve eve yaklaşan bir grup insan gördük. Hava kararıyordu, uzaktaki insanları görmek zordu ama ışıkları, gökten düşen küçük yıldızlar gibi gördüm. Çocukken böyle şeyler büyülü görünür. Gelenlerle tanışmak için diğer çocuklarla koştum, daha yakından bakmak için sabırsızlanıyordum. Yeni gelenler derin bir yas içindeydiler ve yanlarında boynuzlarında yanan mumlar bağlı bir boğayı kurbanlık olarak getiriyorlardı. Önden yürüyenler Aşeamaka anma mumunu tutuyorlardı, o kadar ağırdı ki, tek başına bir kişinin kaldırması imkânsızdı. Gelenler, genellikle cenaze töreni gününde yapıldığı gibi çığlık atarak ve ağlayarak avluya girdiler ve Anşann bulunduğu yerde (ölen kişinin eşyalarının yıl dönümüne kadar tutulduğu evde) ölen kişinin yasını tuttular. Bu geleneği, alacakaranlıkta bir mumdan gelen ışıklar ve çeşitli renk huzmelerinin şaşırtıcı ve muhteşem olayı olarak hatırlıyorum. Bütün bunlar beni büyüledi, şimdi bu geçen zamanı bir rüya olarak hatırlıyorum. O zamandan beri hiç böyle bir törene tanık olmadım”,diye anlattı.

Aşeamaka ve dinler

Birçok Abhaz bilim insanı -etnograf, çeşitli kültürlerin sürekli etkisine rağmen, Abhazların geleneklerini sanki dini geleneklere "dokuyarak" korumaya devam ettiğine inanıyor. Bu durum aşeamaka mum geleneğine kadar uzanabilir. Bu, herhangi bir dine bağlı olmayan ilkel bir Abhaz geleneğiydi. Genel olarak, Abhazlar her zaman dinlere çok saygılı olmuşlardır ve şaşırtıcı hoşgörüleriyle dikkat çekmişlerdir. Komşu Müslüman ise, ona asla domuz eti teklif edilmezdi ve eğer Hıristiyan’sa oruç döneminde et veya sütlü yiyeceklere canı çektirilmezdi. Her ikisi tarafta Yüce Tanrı adına kadeh kaldırırdı (geleneksel Abhaz ziyafeti, Yüce Tanrı'nın şerefine kadeh kaldırmakla başlar) ve anma masasında toplanılmışsa, ruhun huzuru için kadeh kaldırırlardı. Bugün, giderek daha sıklıkla, cenaze gününde, dinin öngördüğü duaları yapmak için bir rahip veya müftü çağrılıyor.

DAK Yüksek Kurulu üyesi, etnograf Marina Bartsıts, Abhaz inancının senkretizm unsurlarını (heterojen felsefi ilkelerin tek bir sistemde birleştirilmeden bir kombinasyonu) içerdiğini söylüyor.

Bartsıts, “Hristiyan Paskalyası'nı, Müslüman orucunu (аурычра) kutlarız, hatta Zerdüştlüğün (eski Abhazların ateşin üzerinden atlama geleneği) etkisi bile izlenir, yani tüm büyük dünya dinleri Abhaz kültürünü etkilemiştir. Bu nedenle Nanhöa (Нанҳәа)da (28 Ağustos, Kutsal Bakire Meryem'in Göğe Kabulünün Ortodoks bayramı ve Abhaz dininde ölüleri anma günü), ve 30 günlük Müslüman orucunda (аурычра ) mum yakıyoruz. İnananlar gerekli olmadığını söylese de biz mum yakıyoruz. Diğer dinlerin etkisine rağmen, Abhazlar hala binlerce yılın derinliklerinden gelen mum yakma geleneğini sürdürüyorlar”, diye paylaşıyor.

Marina Bartsıts, ruhun huzur bulması için mum yakma geleneğinin dünyadaki birçok kültürde bulunduğunu hatırlatıyor.

Bartsıts, “Kafkas halklarını ele alırsak, Abhazların bu ayinin en arkaik özelliklerini koruduklarını söyleyebiliriz. Aşeamaka mumu - “hayat ağacı”, iki dünyanın - hayat ve ölümün birliğini sembolize eder.

Kelimenin kendisi – “ацәымза” (mum) Abhazcadan " çam ağacı balmumu " olarak çevrilir: ацәа – balmumu, амза – çam. Mumun kalbine çam ağacı konurdu, muma dallar yapılır ve üstüne kural olarak balmumu veya çam ağacından yapılmış bir kuş yerleştirildi. Kuş - gökyüzünü sembolize ederdi”, diye ekliyor.

Ayrıca geleneksel Abhaz dünya görüşünü de hatırlattı: her insanın her şeyden "kendi payına" düşen - yaşam, mutluluk, refah, zenginlik doğumda belirlenir, ancak bir kişi öldüğünde, kendi payına düşeni (yiyecek ve ışık da dahil olmak üzere) canlılar dünyasından “ruhundan almalıdır”. Bu nedenle, ölen kişinin yıldönümünü anarken bir mum yakılır ve sofra kurulur.

Günümüzde aşeamaka mum yakma geleneği

Arda Aşüba, bugün aşeamaka anma mumunun amacının yanlış anlaşılması ve üretimindeki bazı zorluklar nedeniyle çok az kişi tarafından yapıldığını ve kullanıldığını söylüyor.

Marina Bartsıts, günümüzde eğer karşılaşılırsa aşeamaka yakılmasının, genellikle bir insanın erken vefatı vakalarında olduğunu söylüyor.

Aşeamaka yakma geleneği, Kafkas Savaşı Mağdurlarını anma günü olan 21 Mayıs'ta aşeamaka'yı hazırlamaları ve yakmaları ile Dünya Abaza Kongresi tarafından yeniden canlandırılıyor.

DAK için geleneksel Abhaz mumu, ünlü Abhaz sanatçı Batal Capua tarafından hazırlandı. Eski günlerde mumun hazırlanma kurallarına uymak için elinden geleni yaptığını ve sürecin genel olarak aynı olduğunu söylüyor.

Batal Capua, “Tek fark bizim için tabanın daha kolay olması, çünkü mumun tabanı için dar pamuklu medikal bandajlar kullanabiliyoruz. Onları satın alıyoruz, büküyoruz ve sonra erimiş balmumuna batırıyoruz. Eski günlerde bu daha zor bir işti. Pamuk özel olarak yetiştirilirdi - elbette genel ihtiyaçlar için, ama aynı zamanda mum yapmak için”, diye anlatıyor.

Teknolojinin geri kalanı yüzyıllar öncesiyle neredeyse aynı. Sanatçı olması gerektiği gibi balmumunu eritti, ardından bunun için hazırlanan bandajı eriyen balmumunun içine batırdı.

Capua, “İlk seferden sonra iplik biraz pürüzlü çıkıyor, bu yüzden bir bezle zımparalanması gerekiyor. Ardından, tüm uzunluk ve kalınlık boyunca aynı yuvarlak hatları olan bir halat mum elde etmek için ikinci kez erimiş balmumuna daldırılıyor”, diye tarif ediyor.

Mumun kalbinde, tüm yapının sarıldığı ağaç bir dal bulunur. Bazı durumlarda, özellikle mum büyük olduğunda, ağaç dal yerine mumla birlikte yanan karton kâğıt kullanılır.

Sanatçı, “Halat sayısı, mum tabanının çapına bağlıdır. Çap ne kadar büyük olursa, elbette o kadar fazla halat olur. Bilmeniz gereken bazı geometriler var. Tabanın çapını anlamanız, çevre boyunca dört parçaya bölmeniz, dikey çizgiler çizmeniz gerekir”.

Aşeamaka mumu yakma geleneği birçok şey gibi zamanla tarihe karışıyor olsa da, biz Abaza halkı olarak bu geleneklerin anısını yaşatmak, yeni nesillere aktarmakla yükümlüyüz. Gelenekler ve gelenekler, atalarımızın yol gösterici yıldızlarıydı. Belki de uluslarımızın hayatta kalmasına, dünyadaki birçok insanın başına gelen korkunç yok oluş kaderinden kaçınmasına izin veren tam olarak bunları takip etmekti.